Fenerbahçe'nin yıllardan beri en büyük şanssızlığı, Kenneth Anderson gibi bir pivot santrafor daha bulamamış olmasıdır.. Takımın şanssızlığı mı desek, yöneticilerin ve antrenörlerin beceriksizliği ve basiretsizliği mi desek bilemiyorum ama, her 1 Ocak'ta Alex'in yaşı bir bir ileri atarken, bu en önemli dönemimizi pivot santrafor bulamadan geçireceğiz gibi geliyor..
Türkiye Süper Ligi, futbol yapısı dolayısıyla, 3 büyüklerde de olsanız leblebi gibi gol atabileceğiniz bir lig değil.. Şu sıralarda, en yüksek gol ortalaması olan Galatasaray'da bile tek bir golcü yok, tüm oyuncular arasında paylaşılıyor goller. Tabii bunu Galatasaray'ın hem gol ortalaması, hem de hücumu defanstan daha çok düşünmesi dolayısıyla söylüyorum. Yanlış hatırlamıyorsam, 2004 yılında geldi Alex Fenerbahçe'ye... Ondan önceki yakın süreçte ve ardından, türlü hücuma yönelik yıldız orta saha oyuncuları ve yıldız forvetler geldi.. Aklıma gelen başlıcaları Hooijdonk, Anelka, Ortega, Nobre, Kezman, Güiza... Fark ettiyseniz Nobre dışında hepsi daha önce oynadıkları liglerin yıldızları, gol kralları, hatta Maradona'nın veliahtları..
Alex ilk önce Hooijdonk ile anlaşamadı, Hooijdonk ayrıldı.. Genç bir Hooijdonk işimizi görebilirdi ama, artık yıpranmıştı.. Tam o zamanda büyük yıldız olmayan ama devre arasında Fenerbahçe'ye katılmasıyla takımı şampiyon yapan Nobre katıldı.. Belki de Alex ile en iyi anlaşan o oldu ancak, sisteme uygun bir topçu olması O'nun en büyük şansıydı.. O süreçte Anelka gibi ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu ancak şu anda idrak edenler tarafından zamanında b.k atılmaya çalışılan bir yıldız geldi.. Beraber oynadı, hem Alex ile anlaşamadı hem de sisteme uymadı.. Kezman yine aynı şekilde Alex ile anlaşamadı, tek forvete, Alex ile beraber oynamaya yatkın değildi, son vuruşu eksikti, zorla gönderildi.. Ve Güiza.. Alex ile anlaşamıyor, Semih bile ondan iyi anlaşıyor, son vuruşları çok kötü.........
Dikkatinizi çektiyse, sisteme adapte olamayan oyuncular, Alex ile iyi anlaşamayan kişiler.. Fenerbahçe'nin istikrar sağlamış tek oyuncusu mu Alex, yoksa geriye kalanların istikrar sağlayamamasını da Alex mi belirliyor bu bir muamma. Demek ki Fenerbahçe'de kalıcı olmak istiyorsanız, Alex gidesiye kadar ya onunla iyi geçineceksiniz, ya da onunla iyi geçineceksiniz.. Ama işin farklı da bir yönü var.
Fenerbahçe'nin son aldığı iki "kariyerli" forvet, son vuruş yüzdesi düşük oyuncular. Ya da Fenerbahçe'de bu yüzdelerini düşürdüler.. Kezman gibi Hollanda gol kralı olmuş bir oyuncunun ceza sahası köşesinden kaleyi tutturamamasını mi söylersiniz yoksa Güiza'nın kaçırdığı binlerce pozisyonu mu.. Tabii Güiza'da İspanya'nın bir sene önceki gol kralı! Yani futbolcular değerli ve başarılı, ama Fenerbahçe'ye gelince bu başarıyı bir türlü gösteremiyorlar..
Nedenler arttırılabilir. Tek forvet oynamanın zorluğu, dört defans oyuncusu arasında maç boyunca yıpranmak, takımın baskıya uyum sağlamaması ve sürekli besleyememesi, her pozisyondan bir sonuç çıkarma zorunluluğunun baskısı.. Sonuç olarak Kezman ve Güiza'nın bahtsızlığı ve beceriksizliği ortak.
Bu olayların üstüne, www.izlenmesiyasaktir.com sitesi, Güiza'yı süper bir dille eleştirmiş.. O kadar gol kaçırdıktan sonra, sözde Giüza'nın keşfedildiği videoyu yapmışlar.. Ama inanılmaz komik ve güzel olmuş.. Ufak bir değerlendirmenin üstüne, bu videoyu da sizlerle paylaşayım, tam olsun.. Sonuç olarak, kim şampiyon olacak ki? :)
Uzun zamandır şikayet ettiğim gibi Friend Feed ve Twitter'ın yazma hevesimi köreltmesinden ötürü, arada çok boş zamanım olduğunda ya da bu da mutlaka bir köşede bulunsun dediğim yazılarımı paylaşıyorum "Günlerden Bugün"de.. Bu yazma hevesinin körelmesinde askere gidecek olmamın da etkisi var, boş zaman geçirgeci oyunlarda iddia nedeniyle hırs yapmamın da.. Ama sonuç değişmiyor, ayda 2 - 3 yazıdan fazla girmiyorum bu güzelim altın kapalı defterin gümüş sayfalarına..
Yine günlerden bir gün, Friend Feed kurcalarken, bir de bakıyorum ki, uzun süredir hayranlıkla takip ettiğim Deli Profesör kardeşime bir kutu gelmiş, bunu da bizlerle paylaşmış.. Anlamlandıramadığım bir kıskançlıkla yazıyorum internet tilkimin adres kısmına açılış sayfamı, yeni kayıt diyorum, yaklaşık 2 dakikada hıncımı alıyorum ve yayınlıyorum! Yazı Friend Feed'e düşüyor, oraya yorum, yazıya yorum derken kafama dank ediyor: Yahu kargo ya benden önce Deli'ye gittiyse? Yok arık diyor, sızlanmaya devam ediyorum. Bu sefer başka bir şey takılıyor kafama: Yahu tamam da, geçen seneki seti aldın, jelin balsamın bitmedi, ayda ortalama sadece 2 defa bu 5 bıçaklı aygıtı kullandın, o da berber kapalı olduğu zaman. Madem öyle bu kıskançlık neden? Sonra kendi kendimi savunmaya geçiyorum: Zaten ayda 2 defa traş oluyosun, her seferinde jelide balsamıda kullanıyorsun, gittin bir de 5'li yedek paket aldın Migros'tan yeter de artmaz mı diye.. Bu ikilemde boğulmak üzereyken, iç hat telefonu çalıyor, acil girişe çağırılıyorum.
Gittiğimde kapıda bir kargo elemanı, elinde orta boy bir kutu. Bir haftadır girişteki arkadaşları uyarıyorum, Garanti Bankası başvuruda bulunmamama rağmen kredi kartı göndermiş, sakın benden habersiz bir şey teslim almayacaksınız diye. Malum kullanmak istemiyorum, geldiği gibi teslim almayacağım kendisini, geri göndereceğim. Onlarda kargocu görünce acilen beni çağırıyorlar..
Ortalama 10 dakika boyunca kargo elemanı arkadaşı sorguluyorum, banka kartı taşıyıp taşımadıklarına dair. En sonunda arkadaş yemin billah edecek duruma geliyor da, o şekilde teslim alıyorum kutuyu. Tabi bu arada, yazıların üstünden 10 dakika geçmiş olmasına rağmen hala aklıma setimin gelmiş olabileceği gelmiyor. Saf saf pakete bakıyorum, acaba bana kim ne gönderdi diye..
Paketi açıyorum, kapkara bir kutu, kendimi tanıtmam için parmak izine dokunmamı söylüyor. Tabi bu arada tüm bu muhabbetler sırasında tüm beraber çalıştığımız arkadaşlar etrafıma toplanmış, olanları izliyorlar. Bende parmağımı dokunduruyorum saf bir şekilde. Çıkan ses ile hepimiz irkiliyoruz: " Burak Bey.. Artık siz de titreşimli gücün farkını hissetmeye hazırsınız. Şimdi kutuyu açabilirsiniz.."
Kutuyu açıyorum ve sol üst köşedeki içerik çıkıyor karşıma.. Ben içindeki aygıtları alıp, kızarmış yüzümle benim tanımadığım ama beni tanıyan kişilere karşı olan utancımı paylaşıyorum hiçbirşeye vakıf olmayan arkadaşların ortasında. Gerçi onlar da oturmuş kutunun nasıl titreştiğini, sesin nasıl geldiğini, hoparlörlerin nasıl çalıştığını falan çözmeye çalışıyorlar kutunun orasını burasını yırtarak :) Hatta kendi parmağını koyup titreşip titreşmediğini bile anlamaya çalışan vardı aralarında :))
Neyse bu duygularla alıp gidiyorum eve yeni bıçağımı.. Yedek oalrak saklayacağım jel ve balsamı ayrı köşeye yeni oyuncağımı ise direk alıp banyoya gidiyorum. Maksat denemek değil mi yahu! Kullanmak içinse zaten ortam son derece uygun..
Surat tarla, başlıyorum çalışmaya.. Ben kestikçe o kıpraşıyor, o kıpradıkça şu kazık gibi sakallar yumuşuyor gibi geliyor.. Allah allah diyorum, eskisi de titriyordu ama bir türlü anlayamıyorum aradaki farkı.. Orasını burasını çevirdikten sonra, vazgeçiyorum, kendimi kıpraşımın yarattığı rahatlamaya bırakıyorum! Amaç, kıpraşımlı çözümün ardından çıkacak sonucun bir bebek poposu örneği mi olacağını ya da kıpraşırken bazı yerleri mi atlayacağını görmek... Bunun anlayabilecek tek kişi ise elbette kız arkadaşım!
Traş olunur, kıyafet değiştirilir.. Alsancak'a gitme amaçlı evden çıkarken telefon gelir, hatun kişinin evden alınması gerekmektedir.. Güzergah değiştirilir, hatun kişi apartman altında beklenilir ve o sırada aynaya bakmaya devam edilir. Eğer ki traş aygıtında bir değişiklik varsa, konu uzmanı olarak farkı o hissedecektir sonuçta.. Kapı açılır, arabaya biner ve daha öpmeden şu cümleyi patlatır:
Ne bu halin! Ben sana kirli sakalı daha çok seviyorum demiyor muyum yahu! Yine ölü gibi bembeyaz olmuşsun!!!
Sonuçta ben yeni Gillette'in fazlasıyla işe yaradığını öğrenmiş oldum ama, daha güzel karşılanmayı da hakediyordum doğrusu.. Ne yapalım 2 gün sonra istenilen kıvama geliriz herhalde..
Görüntünün sonundaki yorum, videonun anlamını bencede koyuyor ortaya.. Şu anda Fenerbahçe'nin içindeki dostluk ve arkadaşlığın üst düzeyde olduğuna inanıyordum, bunuda görünce üstüne kaymağı oldu..
Sene sonunda inşallah esas tacı takar başına Alex efendi..
Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!
Maçın her yerde bilmem kaç farklı yorumu var.. Sonuç, Fenerbahçe'nin son 10 maçtaki 10. galibiyetini çok zor olmadan aldığı.. En iyi yorumları bir Galatasaray'lı cephesinden buradan, Fenerbahçe'li cephesinden ise buradan alabilirsiniz diye düşünüyorum. Benim yorumum çok kısa: İlk gole ofsayt, penaltıya penaltı değil denmesi önemli bir nokta değil. Önemli olan Galatasaray'ın ilk devrede bir, ikinci devrede 1 pozisyonu olması sadece... golü bile pozisyondan saymıyorum, maç içindeki geliştirilmiş ataktan bahsediyorum.. İlk devre Sabri'nin ortası, ikinci devrede Aydın'ın şutu.. Fenerbahçe'nin hastalığı ise attığı gol veya gollerden sonra bunu korumaya gitmesi.. 2 - 0 değil de maç 0 - 0 olsa takır takır oynamaya devam eder, yine istediğini alırdı..
Esasen gelelim konumuza.. Maç 2 - 1, Galatasaray Fenerbahçe'nin 2 - 0 sonrasında çekilmesinin ardından bastırıyor.. Orta sahanın sağında, tam 4. hakem önünde, maç boyunca hiç top alamayan ve yararlı hiçbir hareket yapamayan Keita tam ilk defa Carlos'u geçecek iken, Carlos'un faulune, daha doğrusu sarılmasına maruz kaldı. Herkes Carlos sarıyı gördü derken, koşa koşa gelen hakem Keita'ya kırmızı kartı gösterdi.. Sonra da Keita'nın ağır çekimde, düşerken vurduğu sağ kroşeyi hep beraber izledik..
Bu sırada pozisyon tekrar gösteriliyor, herkes Keita'nın çok kuvvetli olmadığını ve Carlos'u bayıltamadığını konuşurken ekrana Carlos geliyor doktor ile birlikte.. Artık bizim doktor mu Malzemeci bilemem ama, Keita'nın kızarmasının etkisini arkasına alıp, güzel busesi ile birleştirerek Carlos'un tam darbeyi aldığı yere konduruyor..
O sırada Carlos gülmeden nasıl ayağa kalktı bilmiyorum ama biz ekranın karşısında gerçekten yıkıldık.. Yurdum İnsanı'na buradan sevgiler gönderiyorum karşımıza burada da çıktığı için.. Maçın sonrası zaten malum..